Dünyevileşiyor muyuz?

Yeni Ümit Dergisi’nin son sayısında dikkat çekici, dikkat çekici olduğu gibi büyük bir yaramıza da neşter vuran bir makale yayımlandı. Değerli yazar Muhsin Toprak’ın kaleme aldığı yazıda, bugün yavaş yavaş ve sinsice içine çekildiğimiz dünyevileşme girdabı ele alınıyor ve dünya ve ahiretin ne olduğu/ne olmadığı yönünde tahliller yapılıyor. Bol sayıda ayet ve hadislerle süslenen bu yazı, mutlaka okunması gereken bir yazıdır. Bizim bu karalamalarımız da, bu değerli makalenin özeti mahiyetinde olacaktır. Tabii bazı tasarruflarla beraber..

Yazı dünyevileşmeden bahsediyor. Nedir dünya ve dünyevileşme?..

Öncelikle, Bediüzzaman Hazretlerinin, dünyanın üç ayrı yüzü olduğuna dair orijinal açıklamasını burada hatırlamakta fayda var: “Dünyanın üç yüzü vardır. Birinci yüzü, Cenab-ı Hakk’ın isimlerine bakar; onların nakışlarını gösterir, iç yüzleriyle o isimlere aynalık yapar. Dünyanın şu yüzü, Cenab-ı Hakk’ın, ilim, kudret ve hikmetiyle yazmış olduğu birer mektuptur. Güzelce okunması gerekir. İşte dünyanın bu yüzü gayet güzeldir, nefrete değil, aşka layıktır. İkinci yüzü, ahirete bakar; ahiretin tarlasıdır, Cennetin mezrasıdır, rahmetin çiçekliğidir, fidanlığıdır. Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir; horlanmaya, küçümsenmeye değil, muhabbete layıktır. Üçüncü yüzü, insanın heveslerine bakan, onun gafletine sebebiyet veren ve ehl-i dünyanın hislerinin oyunu, oyuncağı olan yüzüdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fanidir, zaildir, elemlidir, aldatır. İşte hadisi şerifte bildirilen tahkir ve küçümsemeler, hakikat ehli büyüklerimizin nefretleri, dünyanın bu üçüncü yüzüne aittir.” (Sözler, s. 862–863, Şahdamar yay.).

Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği bu bakış açısı ve bu tefsirle ayet ve hadislere baktığımızda şu mübarek beyanları görüyoruz:

“Düşünseler şunu da anlarlardı ki: bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ve ebedî âhiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bir bilselerdi!” (Ankebut Suresi, 29/64)

“İyi bilin ki dünya hayatı, bir oyundur, bir oyalanmadır, bir süstür. Kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır.” (Hadid Suresi, 57/20)

“Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, güzel cins atlar, davarlar ve ekinlere olan istekler/arzular insanlar için süslendirilmiştir.” (Âli İmran 3: 14)

“İyi bilin ki dünya hayatı, bir oyundur, bir oyalanmadır, bir süstür. Kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır. Tıpkı o yağmura benzer ki bitirdiği ürün, çiftçilerin hoşuna gider. Ama sonra kurur, sen onu sapsarı kurumuş görürsün. Sonra da çerçöp haline gelir. İşte dünya hayatı da böyledir. Âhirette ise kâfirler için şiddetli bir ceza, mü’minler için ise Rab’leri tarafından bir mağfiret ve rıza! Evet, dünya hayatı bir aldanma metaından başka bir şey değildir.” (Hadid, 57/20; benzeri anlatımlar için bkz. Yunus, 10/24 Kehf, 18/45).

“Dünya çekicidir, tatlıdır” (Müslim, Zikir, 99)

Bu hadislerdeki süslendirilme, çekicilik, tatlılık ifadeleriyle, elbette “gidin o süslerle sonuna kadar süslenin, o çekiciliğe kendinizi salın, o tatlardan tadabildiğiniz kadar tadın” demek istenmiyor. Efendimiz, burada, dünyanın yukarıda bahsedilen üçüncü yüzünü ifade ediyor ve onun bu yüzüne karşı teyakkuzda bulunmamızı, sakın ola ki aldanmamamızı emrediyor.

Şu hadisi şerifte de insanın yapısındaki mal hırsı ortaya konuyor:

“İnsanoğlunun bir vadi dolusu malı olsa ikincisini ister. Onun gözünü ancak, bir karış toprak doyurur.” (Müslim, Zekât, 117) Evet, şahsımızda ve etrafımızda gördüğümüz pek çok örnek, bu hakikati ortaya koyuyor.

Dünyaya aldanmamak bir esas. Fakat, içinde yaşadığımız şu varlık, süs, tat, zevk aleminde, bizim inananlar olarak ondan istifademiz ne ölçüde olacak. Bu hususu bir ayeti kerimede Allah (celle celaluhû) şöyle beyan buyurur: “Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya bak, bu arada dünyadan da nasibini unutma, Allah sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun.” (Kasas 28/77) Hocaefendi, bu ayetin mealini verdiği bir yerde “eh!, dünyadan da nasibini unutma” şeklinde ifade eder. Demek ki, esas yurdumuz ahirettir ve inşaallah cennettir. O ana vatana göre dünya yurdu ise, ‘eh’ denecek kadar kıymetsizdir. Ondan ancak o kadar faydalanmak gerekir. Eh! Ne yapalım, yolculuk esnasında bir hikmete binaen dünya durağına uğramışız, burada bulunuşumuzu idare edecek kadar bir şeylerden istifade edelim. Fakat takılıp kalmayalım. Yoksa treni kaçırırız!

Eşya tutkunluğumuz, lüks yaşama hevesimiz, harcama sevdamız, alışveriş tiryakiliğimiz, standart yükseltme özentimiz, başkaları gibi olma garabetimiz, kanaatsizliğimiz..vs. gibi, asrın pek çok hastalığından bize bulaşanlar ve bunların neticeleri üzerinde, ileriki haftalarda durmaya çalışalım inşaallah..

~ by esenkal on July 5, 2007.

Leave a Reply